Yeni Ortadoğu’da iyi teklif ucuz teklif değildir! - 2026/20
BYD X Türkiye, Mamdani'den Waymo yasağı, ASML'den Brüksel'e eleştiri, Yeni Ortadoğu
Global İşler+ No.244 — 2026/19
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son iki haftada aramıza katılan 17 okurumuza hoş geldiniz diyorum! Böylece her hafta 10.950 okurumuzla buluşuyoruz.
Önce bir rica: Hala 11 bin okura ulaşamadık. Belki bu bülteni okuyacağını düşündüğünüz bir arkadaşınıza ileterek el verebilirsiniz.
Bu hafta bültenimize BYD’nin kuracağı elektrikli araba fabrikası için neden Türkiye’yi değil de Macaristan’ı tercih ettiğine bakarak başlıyoruz. 1 milyar dolarlık büyük bir yatırım iptal edilince Türkiye’de herkes bu konuda birilerini suçlamaya çalışıyor. Ama bana göre mesele jeopolitik kırılmalarla ve değişen politik ekonomi dengeleriyle ilişkili.
New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani otonom taksi şirketi Waymo’yu yasaklamış. Küresel üçüncü dünyacılığın yeni lideri Mamdani’den ne beklenir ki? Waymo’nun performansını inceliyoruz. Gerçekten yasaklanmalı mı yoksa Mamdani Osmanlı İmparatorluğu’na matbaanın gelmesini engelleyen hattatların izinden mi gidiyor?
Geçen hafta Brüksel’in yeni çıkardığı teknoloji egemenliği paketini incelemiştik. Bu hafta en büyük eleştiri, Avrupa’nın çip teknolojisindeki lider şirketi ASML’den geldi. Bir paket düşünün, ilk eleştiri egemen kılmak istediği şirketlerden gelsin. Brüksel etkisi…
Son olarak, Nasıl Bir Ekonomi köşemde Ortadoğu’da değişen dengelerin iş dünyamız için ne gibi fırsatlar ve riskler taşıdığını inceleyeceğiz.
İyi okumalar!
BYD’nin Manisa’daki fabrikası ve jeopolitik dinamikler
🗞️ Haftanın Haberi - 1
BYD, elektrikli otomobil fabrikası için Türkiye yerine Macaristan’ı tercih etti. Bundan dolayı da herkes birini suçlamanın peşinde. Bana göre konuyu biraz rasyonel ve soğukkanlı şekilde analiz etmek gerekiyor:
Sistemi kişilere indirgerseniz, her krizde aynı filmi tekrar izlersiniz. Bana göre konu daha çok jeopolitik gelişmelerle ilişkili. Bu konuda bakanlıkları ya da kurumları tek tek suçlamak pek de anlamlı değil.
Ben bunun bu noktaya varacağını daha önce yazmıştım. Ama basitçe ifade etmek gerekirse, bu tercihin bir sebebi de Çinlilerin AB üyesi Macaristan’ın Brüksel’deki tercihlerini manipüle edebiliyor olması.
Zira küresel üretim sistemleri ve arz zincirleri yeniden şekilleniyor. Dünya bir yandan parçalara ayrılıyor, bir yandan da bazı bölgeler kendi içlerinde daha entegre olmaya çalışıyor.
Bu süreçte yeni entegre olan bölgelere girebilmek ve buralarda kalıcı olmak, yukarıda da belirttiğim gibi, artık yalnızca fiyat rekabetiyle ilgili değil. Bu konu stratejik bir mesele ve jeopolitik dengelerden doğrudan etkileniyor.
Mesela son dönemde farklı perspektiflerden ele almaya çalıştığım AB’de devam eden “Made in Europe” konusundaki düzenlemeler bu trendin bir tezahürü.
Avrupa bir yandan kendi değer zincirlerini güçlendirmek isterken, bir yandan da Çin ile ilişkilerini nasıl düzenleyeceğini bilemiyor. Çünkü hem müttefiki ABD’ye güvenmiyor (nasıl güvensin?) hem de 27 ülke arasında birlik ve beraberlik yok.
Avrupa yıllarca güvenliğini ABD’ye, enerjisini Rusya’ya, imalatını da Çin’e outsource edip keyfine baktığı için şimdi yumurta kapıya dayandı.
Türkiye’nin bugüne kadar en önemli varsayımı Gümrük Birliği vasıtasıyla Avrupa içinde olduğumuzdu. Ancak Made in Europe tartışmalarında bir bakıyoruz, pek de öyle değilmiş.
Bu ortamda Türkiye tam olarak ne yapması gerektiğini bilemedi.
Ha, biz bilemiyoruz ama Suudi Arabistan da Vietnam da bilemiyor. Suudiler, uzun yıllar ABD’ye sırtını dayamış olmanın bedelini öderken, Vietnam’da şu sıralar en hararetli tartışılan konu son dönemde Çin’in yaptığı yatırımlardaki hızlı yükseliş.
Bazı hadiseler yerçekimi gibi kurallara tabidir. Kendiliğinden olur. BYD olayında da suçlu aramak doğru değil. Buradan ne ders alacağımızı tespit edip önümüzdeki maçlara bakmalıyız.
Derya Göçer & Ceren Ergenç, “Digital Infrastructure and Growth Coalitions: Huawei’s Trade and Investments in Turkey”, Asian Perspective, Bahar 2026.
New York Belediye Başkanı Mamdani Waymon’nun lisansını iptal etti
🗞️ Haftanın Haberi - 2
Geçtiğimiz Kasım ayında Hint kökenli ve Uganda doğumlu bir sosyalist olan Zohran Mamdani’nin New York Belediye Başkanlığı seçimlerini nasıl kazandığını köşemde tartışmıştım.
Yazıda ayrıca “her şeyin sorumluluğunu dış güçlerde, tarihi adaletsizliklerde, ‘dünyayı yöneten 5 ailede’ arayan; gelir adaletsizliği sonucu oluşan marjinalleşmeyi somut bir politikaya dayandırmadan siyasi erdeme dönüştürmeye çalışan üçüncü dünyacı siyaset” anlayışının ABD’de etkili olmaya başladığı tespitini yapmıştım.
Şimdilerde New York’tan gelen haberler aslında bu tespitin geçerliliğini koruduğunu ortaya koyuyor. Zira Mamdani, bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nda hattatların matbaaya karşı çıkması gibi, bugün robotaksi teknolojisine karşı çıkıyor. Bu nedenle de robotaksi firması Waymo’nun lisansını iptal etme kararı aldı.
Waymo, 8 araçla son bir senedir pilot denemeler yapmaktaydı ve bu araçlar şimdiye kadar herhangi bir kazaya karışmamıştı.
İstatistikler, her sene 36 bin kişinin trafik kazalarında hayatını kaybettiği ABD’de Waymo’nun araçlarının %92 oranında daha az ve yalnızca hafif kazalara karıştığını ortaya koyuyor.
Peki, güvenlik açısından bu kadar avantajlı olan bu yeni nesil ulaşım teknolojisine Mamdani neden karşı çıkıyor? Aslında gerekçesi basit: robotaksiler ekmeğini taksicilikten kazanan New Yorkluların işlerini tehdit ediyor.
Teknolojik yenilikler konusunda daha ilerici olan Demokrat Partili bir belediye başkanının böyle bir karar alması bir yönüyle ilginç. Ancak, sosyalist bir geçmişten gelen Mamdani’nin böyle bir karar alması çok da şaşırtıcı değil.
ABD’de 4,6 milyon kişi ekmeğini lojistik, kargo, taksi hizmeti gibi taşımacılık sektöründen kazanıyor. Bunun bir sonucu olarak da Teamsters Sendikası şemsiyesi altında birleşen 1,3 milyonluk bir grup da otonom araç teknolojisindeki gelişmelere karşı neredeyse son on senedir Washington D.C.’de sert bir şekilde lobi yapıyor.
Buna paralel, Waymo da lobi harcamalarını son altı yılda dörde katlamış.
Peki, teknolojiye karşı direnmek ne kadar mümkün? 2024 yılında bu konuda şöyle yazmıştım:
Otonom araçlardaki bu hızlı dönüşüm şoförlük mesleği için de bir tehdit. Ama yine de çok aceleci olmaya gerek yok. Eskiden asansör operatörlüğü diye bir iş varmış. 1950’de dünyada 100 bin asansör operatörü olduğu tahmin ediliyor. Sonra Otis, otomatik asansör sistemini geliştirince bu meslek bitmiş. Yine de Hindistan’da lüks bir otele giderseniz hâlâ asansörde düğmeye basan bir çalışan olduğunu görürsünüz.
ASML CEO’su Avrupa’nın çip politikasını sert eleştirdi
🤔Fikri Takip
Geçtiğimiz hafta bültenimizde AB Komisyonu’nun kamuoyu ile paylaştığı Avrupa Teknolojik Egemenliği Paketi’nden bahsetmiş ve pakette iki önemli düzenleme olduğunu not etmiştik: Çip Yasası 2.0 ve Bulut ve YZ Kapasitesini Güçlendirme Yasası.
Bu pakete en sert tepkilerden biri de Hollandalı litografi makinesi üreticisi ASML’in CEO’su Christophe Fouquet’ten geldi.
Fouquet, “Eğer bir arz zinciriniz yoksa mevcut yapıya nasıl müdahele edeceksiniz?” diye sorduktan sonra şunları ekledi:
Herkes son dönemde Avrupa’da üretilen ürünleri almamızı söylüyor. Bu çok güzel bir niyet. Ancak bir şeyi satın alabilmeniz için o ürünün üretilmiş olması gerekir. ASML açısından Avrupa pazarının payı sadece %1, Asya’nın ise %80. Öyleyse yapılması gereken, Avrupalı şirketlerin yurt dışına yönelmesine yol açan regülasyonlar değil, daha fazla şampiyon çıkarabilmek ve çip üretiminde Avrupa’nın %18’lik GDP’si nispetinde küresel ölçekte yarı iletken üretiminde söz sahibi olmaktır.
Burada Komisyon’un kafa karışıklığının temelinde ise bu işin sırasının ne olacağı. Avrupa Komisyonu, son dönemde bu konuda elindeki en önemli enstrümanın regülasyonlar olduğunu düşünüyor.
Ancak, AB’nin dünya ekonomisinden aldığı paya bakıldığından 2000’lerin ortalarından itibaren payının gerilemeye devam ettiği ve regülasyonların ise bu süreci tersine çevirmeye yardımcı olmadığı görülüyor.
Bu konuda 2024 yılında AB için kapsamlı bir rapor hazırlayan eski İtalyan Başbakanı Mario Draghi’nin AB içindeki üretkenliğin düşüşüne ve aşırı regülasyonlara dikkat çektiğini bültenimizde tartışmıştık.
ASML’in litografi makineleri üretiminde dünyada tekel pozisyonunda olduğunu ve yakın zamanda Hindistanlı TATA Electronics ile bir anlaşma imzaladığını bültenimizde tartışmıştık.
Yeni Ortadoğu’da iyi teklif ucuz teklif değildir!
🖊 Global İşler Köşesi
Üçüncü Körfez Savaşı başlayalı üç buçuk ay oldu. Savaş, Ortadoğu’da bazı dengeleri ve iş yapış biçimlerini değiştirecek. Ortadoğu, en büyük ihracat pazarlarımızdan ve başlıca yatırım alanlarımızdan biri olduğundan, yeni mimarinin nasıl şekilleneceği şirketlerimiz açısından önemli.
Ancak bu yeni mimarinin nasıl olacağına dair elimizde henüz net sonuçlara varmak için yeterli veri yok. Ama yeni Ortadoğu’da iş yapmanın daha siyasi, daha bürokratik ve daha pahalı hale geleceğini şimdiden söyleyebiliriz.
Bu da Ortadoğu’da Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan gibi “hakiki devletleri” öne çıkaracak.
Ortadoğu’da iş yapmak her zamankinden daha siyasi hâle gelince “Ben filanca hegemonun peşine takılıp iş yapayım veya filanca Körfez ülkesindeki istikrardan istifade edeyim” demek mümkün olmayacak.
Önemli işler yapanlar, birçok devlet arasındaki kompleks siyasi denklemleri yönetebilenler.
Bu jeopolitik tablo iş dünyası için üç tür fırsat doğuracak:
Enerji, liman, veri merkezi gibi kritik altyapı unsurlarının inşaatı hızlanacak.
Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazı giderecek, en azından sıkışıldığında imdada yetişecek yeni lojistik rotalara yönelik yatırım işleri şekillenecek.
İktisadi açıdan çeşitlenmenin önemini anlayan bölge ekonomilerinde imalat sanayi, savunma, gıda güvenliği ve bunların çevresindeki teknoloji, finansman ve sigorta işleri büyüyecek.
Bu fırsatların ortak özelliği şu: Hiçbirini yalnızca ürünle, fiyatla ve satış ekibiyle yakalamak mümkün değil. Enerji tesisi de, lojistik koridoru da, savunma işi de, veri merkezi de karşı ülkenin devlet önceliğine, finansman kapasitesine ve siyasi risk haritasına oturmak zorunda.
Ortadoğu’da siyasi icazet olmadan iş yapmak eskiden de mümkün değildi. Bu yeni dönemde siyasi desteğin yönetimi işin ana unsurlarından biri olacak.
Öyleyse Ortadoğu’da iyi teklif, ucuz olan değil; karşı tarafın devlet aklına, finansman kapasitesine ve siyasi hikâyesine oturan teklif olacak.
Teklifleri böyle bir şablona oturtabilmek için de kendi iç meseleleri ve kendi bürokratik gelenekleri olan “hakiki devletler”in iş yapma modellerini iyi anlamak gerekecek.
Bu konuyu ve daha fazlasını bu hafta Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde yazdım.
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify







