Global İşler+ No.256 — 2026/32
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son iki haftada aramıza katılan 10 okurumuza hoş geldiniz diyorum!
Bu hafta bültenimize ABD’li yapay zekâ şirketlerinin üzerinde anlaştığı “ahlaki” öz denetim çerçevesi ile başlıyoruz. Yapay zekâ teknolojisinin gelişme hızı bu şirketlerin yöneticilerini korkutsa da henüz bu teknolojinin hukuksal bir düzenleme ile sınırlandırılmasını istemiyorlar. Ardından Marco Rubio’nun Atina’da yaptığı konuşma geliyor. Liberalizm, yükselen milliyetçi ve muhafazakâr akımlara karşı ayakta kalabilecek mi? Sonrasında avukatlık mesleği ve Çin’in dünya ekonomisi üzerine katıldığım iki etkinlikten aldığım notlar var.
İyi okumalar!
Yapay zekâ şirketleri kendi kendilerini denetleyebilir mi?
🗞️Haftanın Haberi
29 Eylül’de ABD Başkanı Donald Trump, önde gelen teknoloji şirketlerinin yöneticileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi. Yemek sonrasında yapay zekâ alanında yasal düzenlemeler yerine şirketlerin kendi kendilerini denetleyecekleri bir çerçeve üzerinde anlaşmaya vardıklarını açıkladı.
Donald Trump, bu düzenlemenin “ahlaki bağlayıcı” olduğunu vurgularken, yapay zekâya ilişkin endişelerini dile getirenleri “komplo teorisyeni” ve “hain” olarak nitelendirdi.
Yapay zekâ hakkındaki endişelerini dile getirenlerden biri olan Anthropic CEO’su Dario Amodei de yemekteki isimlerden biriydi ve o da yazdığı makalede yapay zekâya ilişkin öz denetim tedbirlerinin alınması gerektiğini belirtiyordu.
Toplantının ardından eski FTC Başkanı Lina Khan, bu çıktıları sert bir dille eleştiren bir makale kaleme aldı.
Khan, Facebook’un da 2018’de kendi kendini denetlemek üzerine kâğıt üzerinde güzel bir çerçeve oluşturduğunu, ancak mahkemelerde devam eden tartışmalara bakıldığında şirketin bu tarihten sonra birçok kritik konunun üzerine gitmek yerine üstünü örttüğünü söyleyerek öz denetimin yeterli olmadığına somut bir örnekle cevap vermiş.
Ayrıca Khan, devlet merkezli bir yaklaşımla politika yapıcıların kanuna göre hareket etmesi gerektiğini, bloglarda veya manifestolarda teknoloji şirketi yöneticilerinin yazdıklarını rehber edinmemesi gerektiğini söyledikten sonra makalesinde Kongre’nin yasama görevini yerine getirmesi yönünde de bir çağrıda bulunmuş.
Khan’ın makaledeki görüşlerinin çoğunluğuna katılmıyorum ama Kongre’nin çalışmamasının ana mesele olduğu konusundaki görüşlerine katılıyorum.
Kongre kanun yapamayınca mahkemeler kendilerini kanun koyucu yerine koyarak regülasyon niteliğinde yargı kararları veriyor. Bu da birçok açıdan sakat bir şey.
Rubio’dan Fukuyama’ya: Yerli ve milli olmak nedir?
🖊 Global İşler Köşesi
7 Ekim günü ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Atina’da arkasına Akropol’ü de alarak bir konuşma yaptı. Bana göre bu konuşmayı aynı zamanda 2028 seçim kampanyasının başlangıcı ve Trumpizmin nasıl devam edeceğine dair bir bildiri olarak okumalı.
Cumhuriyetçi Parti’de Başkan Yardımcısı JD Vance ile birlikte Dışişleri Bakanı Marco Rubio, iki potansiyel başkanlık adayı.
Atina’da konuşmasında Rubio mealen dedi ki:
Antik Çağ’da Atina’da kurulan demokrasi, Hristiyanlıkla bir araya gelerek Batı medeniyetini oluşturmuştur.
Liberallerin iddiasının aksine, insanlar bir topluluğa bağlanmak ve o toplulukla birlikte kendilerini ifade etmek isterler; bu yüzden milliyetçilik asla bitmez. Biz de Batı medeniyetini yüceltmeye devam edeceğiz.
Rubio’nun konuşmasından birkaç hafta önce Francis Fukuyama, “Son İnsanın Aleminde” (In the Realm of the Last Man) adlı anı kitabını yayımlamıştı. Kitap, 73 yaşındaki Profesör Fukuyama’nın kendi düşünceleriyle hesaplaşmasını içeriyor.
Takip edenler bilir, Fukuyama 1989’da “Tarihin Sonu ve Son İnsan” (The End of History and the Last Man) eserinde insanlığın son ideolojisinin liberal demokrasi olacağını iddia etmişti.
Son dönemdeki gelişmeler liberalizm açısından büyük bir meydan okuma niteliğinde.
Rubio’nun konuşması da bu meydan okuyan, çok taraflılık veya engellerin kalktığı bir dünya sistemi yerine Amerika’nın milli gücünü yeniden inşa etmeye odaklanan bir çerçeve çiziyordu. Aynı zamanda Trump döneminde teknoloji şirketleri ile devlet arasında tesis edilen ittifakı da devam ettirmek istediğinin sinyallerini verdi:
Başkan Trump’ın liderliğinde Amerika Birleşik Devletleri tercihini yapmıştır. Biz, milli gücümüzü hiçbir çekince duymadan artırmayı seçiyoruz: kritik tedarik zincirlerimizin kontrolünü yeniden ele almayı, ekonomimizi yeniden sanayileştirmeyi, savunma kapasitemizi yeniden güçlendirmeyi ve geleceğin teknolojileri ile sektörlerinde üstünlük sağlamak için mücadele etmeyi tercih ediyoruz.
Biz, yeni ufuklara yönelmeyi seçiyoruz: ileri imalat teknolojilerinde ve süper zekâda; insansız hava araçlarında, silah sistemlerinde ve savaş teknolojilerinde; çiplerde, kritik minerallerde, siber alanda ve insanlığın potansiyelinin uzandığı diğer tüm alanlarda. Enerji kaynaklarımızın potansiyelini açığa çıkarmayı, fabrikalarımızı yeniden inşa etmeyi, astronotlarımızı yeniden Ay'a göndermeyi ve uzayda yeni bir keşif çağını başlatmayı seçiyoruz.
Amerikan teknoloji şirketlerinde öne çıkan liderlere yakından baktığımızda, 1989’da ortaya çıkacağı iddia edilen “son insan”dan bayağı uzak olduklarını görebiliriz.
JD Vance’i başkan yardımcılığına taşıyan önemli isimlerden Palantir CEO’s Peter Thiel, Mart ayında Roma’da verdiği kapalı bir konferansta teknolojinin frenlenmesine dair görüşleriyle tanınan Papa Leo XIV’ü “deccal”in (anti-christ) amaçlarına hizmet etmekle itham etmişti.
Musk ise geçtiğimiz hafta X üzerinden yaptığı paylaşımlarla Hindistan’da SpaceX’in uydu üzerinden doğrudan internet bağlantısı sunan hizmeti Starlink’in izinleri bir türlü tamamlanamadığı için doğrudan Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Hindistan’ın en zengin iş adamı Mukesh Ambani’yi hedef aldı.
Aslında Modi ve Rubio’nun (Trumpizmin) ideolojileri birbirine çok benzer. Her ikisi de etnik ve dinî ortaklıkta buluşan ulusların önemli olduğunu, toplumların huzurunun ve ilerlemesinin ancak bu anlayışla sağlanabileceğini düşünüyor.
Ama aradaki fark şu, ABD’li şirketler küresel ölçekte her pazara rahatça girmek isterken, Hindistan’da Başbakan Modi, belki kendine yakın iş insanlarının menfaatleri yüzünden, belki de milli egemenliğini korumak için Amerikan teknoloji şirketlerine kapıyı kapalı tutuyor.
Küresel ekonominin yeni kuralları şunlar:
Milli güvenlik, malların ve sermayenin serbest dolaşımından üstündür. Şirketler bir ülkeye yatırım yaparken kararlarındaki en önemli parametre, kuralların yarın nasıl değişebileceğidir.
Devletler yabancı yatırımlara sadece iş ve aş sağlama açısından değil, milli güvenlik perspektifinden de bakar. Bu kurallar teknoloji alanında daha da sıkı tatbik edilir.
Peki, teknolojik açıdan her şeyi tek başınıza yapmanız mümkün değilse ve Türkiye gibi orta ölçekli bir ekonomiye sahipseniz, bu kuralları nasıl uygulamalısınız? Bu sorunun cevabını bu hafta Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde ele aldım.
OVP’ye ekonomik güvenlik açısından bakalım, 11 Eylül 2026.
Kurumsal hayatta avukatlık mesleğinin geleceği
📆 Etkinlikler - 1
Geçtiğimiz hafta, Association of Corporate Counsels’ın İstanbul şubesinde bir sevgili dostum Bulut Girgin‘in moderatörlüğünde avukatlık mesleği üzerine bir sohbet gerçekleştirdik. Bir lobici bakış açısıyla, özellikle kurum içi hizmet veren avukatlar için hukuk mesleğinin geleceği hakkında şunları vurguladım:
Yapay zekâ hukuki bilgiyi daha ucuz hale getirecek. Ama bir konuyu ele alma biçimi ve o konuda hüküm çıkarabilme daha değerli olacak.
Şirket içi avukatların sadece hukuku değil, yapılan işi de anlaması gerekir.
Düzenlemeyi anlamak, düzenleyicinin kendisini ve arkasındaki politika amacını giderek daha fazla anlamayı gerektirir.
Jeopolitik, yaptırımlar, veri kuralları, ihracat kontrolleri ve yatırım incelemesi (investment screening) yoluyla hukuki bir mesele haline geliyor.
En iyi avukatlar, iş itiraz etme yeteneklerini kaybetmeden iş ile ilgili verilecek karar süreçlerinde daha fazla katkı sağlarlar.
Dünya ekonomisinde Çin gerçeği ve Türkiye
📆 Etkinlikler - 2
Bu hafta Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi’nde Avrupa Çalışmaları Merkezi Öğrenci Forumu’nun davetlisiydim. Öğrencilerle bir araya geldiğimiz etkinlikte Çin’in neo-merkantalist politikalarını ve bu politikaların Türkiye ve dünya ekonomisi üzerindeki etkilerini konuştuk.

Toplantıya katılan öğrencilerden gelen sorularla toplantı daha da ilginç hale geldi. Bazı sorular şöyleydi:
Çin ekonomik anlamda daha fazla kaynak, emek ve enerji harcamasına rağmen kârlılık oranları arzulanan seviyelere ulaşmıyor. Peki, içe kıvrılma (involution), Çin ekonomisinde krize yol açar mı?
Türkiye'nin yurt dışındaki lobi faaliyetleri/kapasitesi neden bu kadar zayıf?
Türk diasporasının yapısal sorunları nelerdir ve bu sorunların kökeninde neler var
Her biri kendi başına bir gazete köşesi veya araştırma konusu olabilir. Boğaziçi Üniversitesi gibi üniversitelerimizin kampüslerini ziyaret edip öğrencilerle biraz zaman geçirince Türkiye’nin geleceğine dair insan daha ümitvar oluyor.
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify






