Global İşler+ No.255 — 2026/31
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son iki haftada aramıza katılan 9 okurumuza hoş geldiniz diyorum! Böylece her hafta 11.001 okurumuzla buluşuyoruz.
Bu hafta bültenimize yapay zekâ balonu hakkında devam eden tartışmalara farklı bir pencereden bakarak başlıyoruz. Yapay zekâ şirketlerinin değerlemeleri hızla yükseliyor, bu değerlemelerin ne kadar objektif olduğu tartışmalı. Yine de küresel piyasalar bu şirketlerin halka arzını yakından takip ediyor. Fakat bu değerlemeleri etkileyebilecek jeopolitik riskleri göz ardı etmemek gerekiyor. Bu konunun ardından Türkiye’deki startap ekosisteminde girişim sermayesi yatırımlarına bakacağız. Sonrasında ise kaçırılan Flydubai uçağı ile Türkiye’deki Fonzi skandalı var.
İyi okumalar!
Yapay zekâ sektörü jeopolitik kırılmalara hazır mı?
🧐Fikri Takip
Geçtiğimiz sene yine bu zamanlar bültenimizde Azeem Azhar’ın yapay zekâ balonu ne zaman patlar sorusuna verdiği cevapları incelemiştik.
Azeem o zamanlar bir balon varsa da henüz patlamaya dönük emareler vermediğini, ancak 1-2 sene içerisinde meselenin daha yakından takip edilmesi gerektiğini yazmıştı.
Geçtiğimiz hafta, uluslararası ekonomi alanındaki çalışmalarıyla bilinen Richard Baldwin, meseleye jeopolitik bir bakış açısıyla yaklaşan bir analiz paylaştı. Buna göre önümüzdeki süreçte son dönemde değerlemeleri hızla yükselen ABD’li yapay zekâ şirketleri açısından iki jeopolitik risk bulunuyor.
Küresel arz zincirlerinde yaşanacak bir aksaklık yatırımları doğrudan etkiler: Halihazırda zaten elektrik ekipmanlarıyla ilgili arz sıkıntılarından dolayı yatırımlar istenen hızda ilerlemiyor.
Yapılan yatırımlar ithal edilen trafo, batarya ve elektrik panosu gibi ABD’nin dışarıdan ithal ettiği ürünlere bağımlı. Her ne kadar son dönemde Çin’den gelen ürünlerin payında düşüş görülse de, Çin bu ürünleri ABD’ye, Latin Amerika ve Güneydoğu Asya’daki üçüncü ülkeler üzerinden göndermeye devam ediyor. Küresel ölçekte de bu ürünlerin üretiminde piyasayı şekillendirebilecek bir ağırlığa sahip.
Çin, ABD’nin farklı alanlardaki politikalarına karşılık olarak mevcut tedarikini askıya almadan yavaşlatsa dahi bu yapay zekâ şirketlerinin yatırımlarını doğrudan etkileyecektir.
Teknoloji alanındaki yükselen egemenlik arayışı, ABD şirketlerinin farklı pazarlara erişimini kısıtlayabilir: Son dönemde AB, Japonya, Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler kendi veri merkezlerini inşa etmek üzere önemli kaynaklar ayırmaya başladılar.
Yapay zekâ şirketleri kâr güden kuruluşlar. Bu anlamda ürünlerini ne kadar farklı pazarlara satabildikleri ve ne kadar gelir elde ettikleri de değerlemelerini doğrudan etkiliyor.
Dijital kodamanlar, yapay zekâ dışında sattıkları ürün ve hizmetlerin büyük bir kısmını ABD dışındaki pazarlara satıyorlar. Bunun bir nedeni de bu ürün ve hizmetlerin ikamesinin pek de bulunmaması. Fakat dijital egemenlik kavramıyla birlikte Amerikalı veri merkezleri ve yapay zekâ şirketleri ABD dışında rekabete girmek zorunda kalabilir.
Baldwin, bu iki riskin ABD’nin makroekonomik performansı açısından da doğrudan önemli olduğunun altını çiziyor:
ABD’de yapay zekâ altyapı yatırımları ekonomik büyümenin lokomotifi konumunda. Buradaki yavaşlama ekonomiyi de etkileyecektir.
Ülkede toplam tüketimi belirleyen temel hususlardan biri de üst gelir grubundaki gelir eğilimleri. Bu da hisse senedi piyasasına bağlı. Yapay zekâ teknolojisiyle ilişkili 7 şirket; Nvidia, Apple, Alphabet, Microsoft, Amazon, META ve Tesla , S&P 500 endeksinin şirketlerinin toplam değerinin %31’ini temsil ediyor.
Girişim sermayesi yatırımları daha sermaye yoğun yatırımlar arıyor
📊 Haftanın Raporu
Bu hafta Startups.Watch Türkiye’de girişim sermayesi yatırımlarına dair üçüncü çeyrek verilerini içeren raporunu yayımladı. Raporda benim ilgimi iki temel bulgu çekti:
Türkiye’de COVID-19 dönemi öncesine göre iyi durumdayız, ancak 2025’ten itibaren girişim sermayesi yatırımlarında bir gerileme söz konusu. Ölçek ve miktar açısından karşılaştırıldığında, yurt dışına gitmiş olan startaplar Türkiye’dekilere göre daha iyi durumda. Bu veriye bakarak tek bir çıkarımda bulunmak zor. Ama sanki diasporamız yurt dışında içinde bulundukları ekosistem sayesinde finansmana daha kolay erişim sağlıyor gibi görünüyor.
Avrupa’da girişim sermayesi yatırımları açısından öne çıkan İngiltere, Almanya ve Fransa’da 2026’da ağırlık giderek yapay zekâ yatırımlarına kayıyor. 2026’nın ilk üç çeyreğinde yapay zekâ teknolojisi, bizde de toplam yatırımın neredeyse üçte birini (90 milyon dolar) alarak oyun sektöründen sonra ikinci sırada yer almış. Ama ölçek açısından henüz beklenen kırılmayı yakalayamamış.
Yurtdışındaki girişim sermayelerini incelediğimde, bu işin 20 yıl önce olduğu gibi sermaye yoğun hâle geldiğini görüyorum.
Fonlar büyüdükçe yatırım daha çok sermaye gerektiren şirketlere odaklanıyor, böyle olunca fonların daha da büyümesi gerekiyor. Birbirini besleyen bu mekanizmada fonlar açısından yapay zekâ ve kuantum teknolojileri bu açıdan daha da cazip hale geliyor.
Bu nedenle bizim gibi gelişmekte olan ülkeler birkaç yıl öncesi kadar yatırım alamıyor.
Kaçırılan Flydubai uçağından Türkiye’deki Fonzi’ye skandalına
🖊 Global İşler Köşesi
Geçtiğimiz hafta Dubai’den Tel Aviv’e giden bir Flydubai uçağında film gibi olaylar yaşandı. Apple TV’de yayınlanan İdris Elba’nın oynadığı Hijack dizisinin ilk sezonunu izlediyseniz yaşananları zihninizde canlandırabilirsiniz. Emirates’in yan markası Flydubai’ye ait uçağın iki pilotundan biri Hintli, diğeri Ummanlı. Hintli pilotun olaydan sonraki ifadesine kulak verelim:
- Uçak kalktıktan bir süre sonra Ummanlı pilot namaz kılacağını söyledi. Körfez Bölgesi’nden gelen pilotlar için normal bir davranış olduğu için aklıma ters bir şey gelmedi. Rahatsız etmemek için arkama hiç bakmadan uçağı idare ediyordum.
- Birden kafama balta ile vurmaya başladı (kokpitlerde acil durumlarda camı kırmak için balta oluyor). Yere düştüm. Bu sırada Ummanlı pilot uçağın irtifasını hızla alçaltmaya başladı.
- Kokpitin kapısı kurallar gereği kilitli olduğu için kimse içeri giremiyordu. Kapı koluna hamle yapınca bir darbe daha yedim. Son anda tüm gücümü toplayıp kapıyı aralamayı başardım. Bu sırada bazı yolcular zaten kapıya gelmişti. Hemen içeri girip diğer pilotu etkisiz hâle getirdiler.
Olay sırasında Suudi Arabistan hava sahasında bulunan uçak acil iniş yaptı. Uçakta çoğunluğu oluşturan İsrailli yolcuların bir yere bağladıkları Ummanlı pilot, Suudi makamlarına teslim edildi. Böylelikle büyük bir felaket atlatılmış oldu.
Terör amaçlı uçak korsanlıkları 1970’lerde yaygınlaştı. Bu eylemlerde başı çekenler Filistinliler ve Avrupa’daki aşırı sol terör örgütleriydi. Zaten uçaklara binişlerde ilk ciddi kimlik kontrolleri ve güvenlik önlemleri de bu dönemde başladı.
Uçuş güvenliği konusunda esas sıkılaşma ise 11 Eylül saldırılarından sonra oldu. Zira uçak korsanları rehineler üzerinden bir pazarlık yapmak yerine uçakları bir silah olarak kullanmayı tercih etmişlerdi.
Bu dönemde alınan tedbirlerden biri de kokpite dışarıdan girişin şifreye bağlanmasıydı. Bu nedenle artık uçakların kokpit kapıları dışarıdan açılamıyor. Tabii, bu kuralı koyanların aklına gelmeyen bir ihtimal vardı: pilotun kendisinin korsan olması!
Daha önce kafayı üşütüp uçağı düşüren pilotlar olmuştu, ama pilotun kendisinin hava korsanı olduğu ilk vaka geçen haftaki Dubai-Tel Aviv uçuşunda görüldü.
Üniversitelerimizde öğretilen istatistik derslerinde anlatılan konulardan biri de Bayes Kuralı’dır. Bu kuralın önemli bir mesajı, olasılıkların yeni gelen bilgiler ışığında sürekli güncellenmesi gerektiğidir.
Zira terörist eylemlerden kaçınmak istiyorsanız, yapmanız gereken herkesi didik didik aramak veya herkesin profilini çıkarmak değil. Bunun yerine ihtimalleri elemek gerekir. Bunun için alınan tedbirlerin yanı sıra iyi bir bilgi akışı yönetimi de gerekir. Örneğin, geçen haftaki olaydaki Ummanlı pilota dair daha önce çalıştığı yerde ve yaşadığı ülkede olumsuz istihbari raporlar hazırlanmış. Ama bu bilgiler Flydubai’ye veya İsrail’e ulaşmamış.
Şimdi tüm bu olayların Türkiye’de yüz binlerce kişiyi etkileyen ve ölçeğinin milyarlarca dolara ulaştığı söylenen Fonzi skandalı ile ilişkisi ne?
Ban göre mesele Fonzi’de yaşanan ise önüne gelene portföy yönetim lisansı verilmesi sonucu alınan tedbirlere rağmen duvara toslanması.
Peki, daha sıkı tedbirlere mi ihtiyaç var? Daha önce Türkiye’de fintek üzerinden iş yapan herkesin dolandırıcı olarak görülmesinin bir sonucu olarak finansal regülasyonun aşırı sıkılaşmasının inovasyonu nasıl sınırlayacağını anlatmıştım.
Öyleyse bundan sonra ne yapmalı? Bu konuyu ve Bayes Kuralı’nın detaylarını bu hafta Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde ele aldım.
11 Eylül’ün 25. yılı: Yükselen savunma sanayii hayatımızı nasıl değiştiriyor?, CNBC-e, 11 Eylül 2026.
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify








