NATO’da varız, dolar ve silikon ittifaklarında yokuz - 2026/17
Yeni nesil ittifaklar, Nükleer Enerji & YZ, Almanya & Fintek
Global İşler+ No.242 — 2026/17
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son bir haftada aramıza katılan 9 okurumuza hoş geldiniz diyorum! Böylece her hafta 10.942 okurumuzla buluşuyoruz.
Öncelikle, geçen haftaki okur anketimizi 100’den fazla okurumuz doldurdu. Önemli geri bildirimleri haftaya yazacağım. Hafta sonuna kadar anket açık, eğer hâlâ doldurmadıysanız, bekleriz: [Ankete gidin → 2 dakika].
Bu hafta köşe yazımda, ABD’nin NATO dışında geliştirdiği iki ittifak sisteminden bahsediyorum. Biri Amerikan Merkez Bankası FED’in swap hatları. Diğeri Pax Silica. Bu iki ittifakta da yokuz. Özellikle Pax Silica teknoloji jeopolitiği açısından önemli. Aşağıda daha çok bilgi var.
Sonra iki kritik teknolojiden, nükleer enerji inşaatının hızını ve yapay zekânın gelişim hızını tartışacağız. Aradaki fark manidar!
Epeydir fintek yazmıyorduk; bültenimizin sonunda Almanya fintek ekosistemine bakarken fintek işlerindeki yavaşlama ve yeni ortamda kurallara uyumun bir rekabet avantajı olup olmadığını tartışıyoruz.
İyi okumalar!
NATO’da varız, dolar ve silikon ittifaklarında yokuz
🖊 Global İşler Köşesi
7-8 Temmuz’da Ankara’da NATO zirvesi var. Türkiye, ABD’nin liderliğini üstlendiği bu transatlantik savunma paktına 1952 yılında katıldı. 70 yıl önce milletlerarası stratejik ilişkilerin ana unsuru savunmaydı. Son yıllarda ise jeopolitik dengelere etki eden teknolojik ve finansal dönüşümlere bağlı olarak, ABD yeni ittifaklar kurmaya başladı. Bu ittifakların odağı ise ekonomik ilişkiler:
Bu ittifaklardan birinin adı konmamış. Daha çok Amerikan Merkez Bankası FED’in açtığı swap hatları üzerinden gelişiyor. FED swap hatlarını ilk olarak 2008 krizinde İngiltere, Avrupa, İsviçre ve Japonya merkez bankalarına açmıştı. COVID-19’da bu halka biraz daha genişledi.
Diğeri ise 2025’te kurulan yapay zekâ değer zincirinin kritik ülkelerini bir araya getiren Pax Silica. Bu ittifakın fikir babası olan ABD’nin Ekonomik İşlerden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Jacob Helberg’e ve bu ittifaka bültenimizde daha önce kısaca değinmiştim.
ABD dışında, Pax Silica’nın kurucularından olan Japonya, Güney Kore ve Singapur dünyanın başlıca çip üreticileri; Hollanda çip üretiminde kullanılan litografi makinelerinin tek üreticisi; ABD, İngiltere ve İsrail yapay zekâ modellerinin ve bunları çalıştıran çiplerin tasarlandığı merkezler; Avustralya ise çiplerde kullanılan kritik minerallerin en çok bulunduğu memleketlerden biri. İttifaka sonradan (ABD-Çin arasında diplomatik kriz olmasın diye “gözlemci” olarak katılan) Tayvan da diğer büyük çip üreticisi.
Sonradan ittifaka Yunanistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Hindistan, İsveç, Finlandiya, Filipinler ve Norveç de dahil edildi. Ama ABD henüz Avrupa Birliği ve Kanada’yı yapay zekâ açısından aynı değerler sistemi içinde görmediği için bu iki aktör “gözlemci” statüsünde kaldı.
Washington, Avrupa’nın Yapay Zekâ Kanunu (AI Act) gibi aşırı düzenlemeleri olduğu sürece bu konuda Brüksel ile aynı masaya oturmak istemiyor.
NATO ile beraber düşünüldüğünde, Pax Silica ve FED swap hattında yer alan ülkelerin ABD ile daha yakın bir ittifak ilişkisi içerisinde olduğu ortada. Ama Türkiye ne yazık ki FED Swap hattında ve Pax Silica’da yok.
Teknoloji jeopolitiğin bir parçası haline gelirken, önümüzdeki süreçte aynı Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi belli kamplaşmalar ortaya çıkacak gibi. Bu süreçte izleyeceğimiz politikalar Türkiye’nin nasıl konumlanacağını belirleyecek.
Türkiye’nin NATO zirvesi öncesi ABD ile ilişkilerini ve yeni kurulan ittifaklar konusunda nasıl hareket etmesi gerektiğini bu hafta Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde tartıştım.
Trump ve entelektüel kırılganlığın bedeli, 14 Mart 2025.
Nükleer teknolojinin hızı yapay zekânın gerisinde kalıyor
🤔Fikri Takip
Mersin Akkuyu’da devam eden nükleer santral inşaatının ilk ünitesi tamamlanmak üzereymiş. Hayırlı olsun! Rusya ile Türkiye arasında Mersin Akkuyu’da bir nükleer santral inşa edilmesi için hükümetlerarası anlaşma 2010’da imzalanmış, inşaat ise 3 Nisan 2018’de başlamıştı. Gelin 2018’den beri olan bazı olayları hatırlayalım:
Haziran 2018: OpenAI, GPT-1 modelini açıkladı.
Kasım 2022: ChatGPT kullanıma açıldı.
Mayıs 2025: Claude 4 Opus ile kodlamada çığır açıldı.
Nisan 2026: Çinli DeepSeek batılılarla boy ölçüşen V4 modelini açıkladı.
Yapay zekâdaki bu gelişme hızına bakınca, nükleer santral inşaat hızında bir sorun var gibi geliyor. Daha önce de yazdığım gibi nükleer santraller 24 saat kesintisiz enerji ihtiyacı olan veri merkezleri için cazip bir seçenek. Fakat büyük ölçekli santrallerin inşa süresi çok uzun. Bunun da belli nedenleri var:
Nükleer teknolojide ölçek büyüdükçe maliyetler artıyor. Bu da finansman sorunu demek. Mersin Akkuyu santrali 20 milyar dolarlık bir proje ve bu rakam kolay bulunacak büyüklükte bir para değil.
Nükleer enerji projelerinin ortalama tamamlanma süresi yedi yıl. Bir mühendis ya da usta başı kariyeri boyunca zaten iki veya üç nükleer santral yapabiliyor. İşi herkese kolayca “öğretme” imkânı da yok. Böyle olunca bu projelerde yetişmiş eleman bulmak çok da kolay değil.
Nükleer enerji projelerine başlarken yapılan süre ve maliyet hesapları asla tutmuyor. Ortalama gecikme süresi %65 güneşte ise, bu oran sıfıra yakın. Maliyet aşımı ise ortalama %120’leri buluyor.
Son dönemde veri merkezleri için büyük ölçekli nükleer santrallere alternatif olarak küçük modüler santraller (SMR) gündemde. Bunlar ölçek olarak daha küçük ve finansal açıdan daha cazip. Ama bu teknoloji de henüz hayata geçirilemedi. Burada da çözülmeyi bekleyen başka teknik sorunlar var.
Ama Avrupa Birliği bu teknolojiye yatırım yapma konusunda kararlı ve 2030’larda ilk SMR’leri devreye almayı planlıyor.
Tabii olaya tersinden de bakabiliriz:
Yoksa yapay zekâ mı çok hızlı gelişiyor? Acaba yapa zekânın gelişme hızını mı düşürmeli?
Birinde bir hata var…
Bu düşüncelerimi sosyal medya üzerinden paylaşınca “elma ile armudu karşılaştırıyorsun” veya “dam üstünde saksağan…” gibi yorumlar gelmiş!
Ama zaten elmayla armudu karşılaştırmak için bu işi yapıyoruz. Elma ile elmayı karşılaştırsak, zaten siz de bu bülteni okumazdınız! 😁
Almanya’da fintek sektörü konsolidasyon sürecinde, ayakta kalabilen bu işten kârlı çıkacak
📥 Haftanın Raporu
Son zamanlarda fintek piyasası eskisi kadar şenlikli değil. Bunun birkaç nedeni var. Birincisi, tüm dünyada, özellikle de Türkiye’de yükselen faizlerin finans piyasalarındaki dengeleri değiştirmesi.
Bunun bir sonucu olarak da artık sadece kullanıcı kazanmak için uzun süre kâr etmeyen şirketleri sürekli sisteme para sokarak ayakta tutmak çok da kolay değil.
İkincisi, girişim sermayesi fonları son dönemde daha çok yapay zekâ girişimlerini fonlamayı tercih ediyor. Böyle olunca da diğer girişimlere ayrılan finansmana erişimi küçülürken daha rekabetçi bir dinamik ortaya çıkıyor.
Yapay zekâ şirketleri ise, veri merkezleri gibi yatırımlar da düşünüldüğünde, hem sermaye yoğun girişimler hem de çoğunlukla ABD, Çin, İngiltere gibi gelişmiş pazarlarda büyüyor.
Böyle olunca Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerdeki fintek girişimlerinin filizlenmesi daha da zorlaşıyor.
Almanya’da da durum farklı değil. Değerli dostum Şebnem Elif Kocaoğlu Ulbrich’in bu sene yayımladığı Almanya fintek raporu bu anlamda güzel bir çerçeve ortaya koyuyor. (Elif, Almanya’daki fintek sektörüne dair bu çalışmayı 2024’ten beri yapıyor. Geçen sene bültenimizde 2025 raporunu incelemiştik.)
Rapora yakından bakınca, Almanya’da da fintek işinin bir konsolidasyon sürecine girdiği görülüyor.
Birçok inovasyon alanında olduğu gibi önce birçok fikir yeşeriyor, sonra kâra geçenler hâlâ ayakta kalabilen oyuncuların çatısında konsolide oluyor.
Malum, son dönemde Türkiye’deki fintek piyasasının konsolidasyon sürecinde TMSF de önemli bir rol oynuyor. Özellikle Türkiye’nin FATF’in gri listesinden çıkarılmasına paralel olarak son dönemde bu sektöre dönük yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hız kazandı!
Elif, Almanya’da konsolidasyon sürecine giren ve kurallara uyum sağladığı onaylanan girişimlerin değerinin arttığına işaret ediyor. Gerçekten de fintek işi her yerde daha regüle hâle geldi. Tabii, bu süreçler Almanya’da da sancılı geçiyor. Raporda bunun ilginç örneklerinden biri de N26.
Almanya’nın şubesi olmayan ve akıllı telefonlar üzerinden bankacılık işlemlerinizi kolayca yapma imkânı sunan “neo-bankası” N26, 2025 yılında Almanya’nın BDDK’sı BaFin tarafından sıkı bir denetim sürecinden geçmiş.
Para aklama konusundaki denetimlerdeki eksiklikler ve bankanın yönetimindeki aksaklıklar nedeniyle yalpalamaya başlayan N26’da yatırımcılar kurucuları yönetim kurulundan uzaklaştırmış ve yeni bir profesyonel yönetimi göreve getirmiş. Bu gelişmelerin ardından banka 2025’in son çeyreğinde kâra geçmeyi başarmış.
Raporun 18. ve 19. sayfalarında bu sene Almanya’da finteklerin uyum sağlaması gereken regülasyonların listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ben bu listeye bakınca girişimcilere sabır dileme ihtiyacı duydum.
Bu arada Almanya’nın sevdiğim en özelliklerinden biri de ekonomik aktivitenin bizim gibi bir yerde toplanmamış olması. Eskiden Almanya’nın her yerinde ayrı bir prenslik olduğu için merkezilik az. Bu durum fintek faaliyetlerine de bir ölçüde yansımış.
😁 Haftanın Memesi
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify






