İtalyan imalat sanayii: Kendi merdivenini kurmak veya başkasının merdiveninde yükselmek - 2026/26
İtalyan İmalat Sanayii, YZ ile Yazmak, Nvidia & Wall Street
Global İşler+ No.250 — 2026/26
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son iki haftada aramıza katılan 30 okurumuza hoş geldiniz diyorum! Böylece her hafta 10.992 okurumuzla buluşuyoruz.
Bu hafta bültenimize İtalya’daki imalat sanayisini inceleyerek başlıyoruz. Bunun için gözlük devi EssilorLuxottica’ya ve İtalyan tabakhaneleri ile Fransız LVMH arasında nasıl bir ilişki olduğuna bakacağız. Bu iki hikâye de İtalya’daki üreticilerin 2000’lerdeki avro şokuna ve Çin rekabetine karşı nasıl ayakta kaldıklarına dair önemli ipuçları içeriyor. Türkiye’deki ihracatı döviz kuru üzerinden tartıştığımız şu günlerde, incelemeye değer bir örnek olduğunu düşünüyorum.
Ardından yapay zekâ ile yazma konusuna bakacağız. Bu konu önümüzdeki dönemde farklı boyutlarıyla daha fazla tartışılacak gibi. Sonrasında ise Nvidia’nın Wall Street’in kodamanlarıyla yaptığı 500 milyar dolarlık anlaşma var.
İyi okumalar!
İtalyan imalat sanayii: Kendi merdivenini kurmak veya başkasının merdiveninde yükselmek
🖊 Global İşler Köşesi
İtalya, 1990’ların sonu ve 2000’lerin başında hem Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne girmesinin şokunu hem de Acro bölgesine katılmanın neden olduğu kur şokunu birlikte yaşamıştı. Bu iki zorlu sürecin sonunda üç grup imalat sanayii şirketi var hayatta kalmayı başardı:
Üretim, tasarım ve dağıtımı birleştirebilmeyi başaran ve dünyaya açılanlar.
Dünyanın en zengin insanı Bernard Arnault’un Fransız lüks devi LVMH’nin marka imparatorluğunun ölçeği sayesinde ayakta durabilen İtalyan tabakhaneleri.
Bazı makine ve otomotiv parçaları gibi tüketiciye inmeden ana sanayiye niş ürünler satan şirketler. Fakat ben bunların da önümüzdeki dönemde, müşterileri olan ana sanayiler Çin’e karşı kaybettikçe zayıflayacaklarını düşünüyorum.
Son iki haftada Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde yukarıdaki listede ilk iki grupta yer alan örnekleri inceledim. Bunlardan ilki, Ray-Ban ve Persol gibi gözlük markalarını da bünyesinde barındıran EssilorLuxottica’nın hikâyesi.
Essilor-Luxottica’nın kurucusu Leonardo Del Vecchio, yetimhanede büyüyen ve öğrenciyken gözlükçü çıraklığı yaparak işi öğrenen biri. 2022 yılında öldüğünde kurduğu imparatorluk sayesinde İtalya’nın en zengin ikinci ismiydi.
Del Vecchio, 1961 yılında henüz 26 yaşındayken Milano’nun pahalılığı ve kalabalığı canına tak edip makinelerini bir kamyonun arkasına doldurup Alp Dağları’nın eteklerindeki Agordo kasabasına taşınmış. Belediyenin bedavaya verdiği bir imalathanede işini kurup kasabadaki diğer gözlük imalatçılarına sap, menteşe gibi parçalar üretmeye başlamış.
Del Vecchio’nun EssilorLuxottica’sı şimdilerde Çin’de de imalat yapıyor. Çin’in Danyang şehri, kimi iddialara göre dünya gözlük ve gözlük camlarının yarısının üretim yeri. Ancak küresel ölçekte bilinen Çinli gözlük markası çok az.
Del Vecchio; marka, tasarım ve dağıtım işlerini İtalya’da kendi kontrolünde tutuyor. Zanaatin ve hikâyenin önemli olduğu ürünleri İtalya’da, hacmin ve maliyetin önemli olduğu ürünleri ise Çin’de üretiyor.
Başka sektörlerde, Çin ile başka üretim yerlerini doğru zincirde bir araya getirebilmek de bir marifet. Del Vecchio üretim kabiliyetini korumakla birlikte, tasarım, marka, dağıtım ve müşteriye erişimi başkalarına bırakmamış biri.
EssilorLuxottica’nın hikâyesi iş dünyasında kendi merdiveninizi kurabileceğiniz gibi başkasının merdivenine de tırmanabileceğinizle ilgili. Tabii, başkalarının merdiveninden tırmanarak ayakta kalmak da mümkün. Bunun güzel bir örneği İtalyan tabakhaneleridir.
İtalya’nın Pisa şehri eğik kulesi ve tabakhaneleriyle meşhur. Burada deri kalitesi çok önemli; tam bir ustalık işi. Her tabakhanenin ürünü aynı olmadığı için İtalyan zanaatkârların elinden çıktığında derinin kıymeti daha da artıyor.
İtalyanlar, deriden yapılan lüks ürünleri yıllarca kendi aile işletmelerinde ürettiler ve sattılar. Ta ki Çin bu piyasaya girene dek.
Bugün dünyadaki deri üretiminin dörtte birini Çin gerçekleştiriyor. İtalya ise bu pazarın yalnızca %6’sına sahip. Ancak İtalyanların ürettiği derilerin değeri, dünyadaki deri ticaretinin %25’i.
Bu başarının sürdürülebilmesindeki en önemli isim Fransız işadamı Bernard Arnault. “Mösyö Arnault” lüks işine 1984’te Christian Dior markasına sahip şirketi satın alarak girmiş. Ardından lüks hayata yönelik başka markaları da çeşitli fırsatlarla satın alarak LVMH gibi bir imparatorluk kurmayı başarmış. Şirketleri satın alma sürecinde izlediği strateji nedeniyle kendisine terminatör de deniyor.
Le Monde’da çıkan bir habere göre Bernard Arnault, sahibi olduğu dünyanın en büyük lüks ürün şirketi LVMH’de kendisine sadece “Mösyö” denmesine izin veriyormuş. Hatayla Hermès kravatla gelen bir ziyaretçisi olursa Mösyö’nün kavasları ziyaretçiye asansördeyken başka bir kravat veriyormuş. Hermès, Arnault’un -birazdan anlatacağım- satın almalarla LVMH imparatorluğuna katamadığı tek marka.
LVMH, deri, parfüm, saat, şarap, perakende ve konaklama gibi pek çok sektörde faaliyet gösteriyor. 80 milyar avro ciro ve 17 milyar avro kârla dünyanın en kârlı şirketlerinden biri. Bu kârın 13 milyar avrosu deri grubundan geliyor. Yani LVMH esasen çanta satarak para kazanıyor. Louis Vuitton, Dior ve Fendi gibi markalar hep LVMH’nin. İtalya’daki tabakhaneler de bu arz zincirinin en önemli sütunlarından biri.

Dünya Çin’le rekabet edebilmek için optimal modelleri tartışıyor. Çin’in devasa imalat motoru bütün ekonomiler için büyük bir risk. Bizim sanayicilerimiz de dünya standartlarında üretim yapmasına ve kimsenin hayal edemeyeceği pazarların kapısını açıp ihracat yapmasına rağmen biz de bu krizi yaşıyoruz.
İhracatçılarımızdan bazısı Çin’i, bazısı da döviz kurunu suçlu ilan ediyor.
Yukarıdaki örneklere bakınca meseleye farklı bir açıdan bakmak faydalı olabilir diye düşünüyorum.
İtalyan imalat sanayii ne yaptı? (1) Kendi merdivenini kurmak, 7 Ağustos 2026.
Sanayisizleşen Türkiye hizmetlerle kalkınabilir mi?, 3 Temmuz 2026.
Apple’ın yeni CEO’su: Sanayide güç fabrikada değil, 24 Nisan 2026.
Tekstilcilerimizin Mısır’a taşınması normaldir, 10 Ağustos 2025.
Global Powers of Luxury 2026, Deloitte, 2026.
Yapay zekâ ile yazmak
🔬 Haftanın Araştırması
New York Times’taki köşesinde Bret Stephens’ın Ağustos ayı başındaki yazısının başlığı “Size yalvarıyorum: Yapay zekâ ile yazı yazmayın” şeklindeydi.
Stephens, toplumun okuma becerisi gerilerken yapay zekâ ile birlikte yazma becerisinin de köreldiğini savunuyor. Yazı yazma işini yapay zekâya bıraktıkça, bireysel olarak yazma yetisiyle birlikte toplumsal olarak akıl yürütme, yaratıcılık ve ilgi gösterme gibi becerilerimizin de geri gittiğini iddia ediyor.
Stephens’ın dikkat çektiği bir başka nokta ise okuryazarlık ile demokrasi arasındaki ilişki: Okuryazar toplumlar tarihsel olarak tercih yapmada ve kendilerini savunmada daha başarılılar.
Bana göre önümüzdeki dönemde, büyük dil modelleri dışında geliştirilen uygulamalarla yapay zekânın yazma sürecinin içsel bir parçası olması da kaçınılmaz görünüyor. ABD’de yapılan bir çalışmada benim bu görüşümü doğrular nitelikte. Zira, yapay zekâ ile yazılmış metni insan ürünü metinden ayırmak giderek daha da zorlaşıyor.
1682 kişiye üç farklı deneyde yapay zekâ ve insanlar tarafından yazılan 1000’er kelimelik kurgusal hikâyeler okutulmuş ve bunlara dair ne düşündükleri sorulmuş.
İlk deneyde katılımcıların yarısına hikâyelerin kim tarafından yazıldığı doğru bir şekilde söylenirken, diğer yarısına ise bu konuda yanlış bilgi verilmiş.
Katılımcılar yapay zekâ tarafından üretilen hikâyeleri daha kaliteli ve sürükleyici bulmuş. Kendilerine okudukları hikâyenin bir insan tarafından yazıldığı söylenen katılımcılar ise her iki ölçütte de hikâyeye daha yüksek puan vermiş.
İkinci ve üçüncü deneyde ise katılımcılardan hem insan tarafından kaleme alınan hem de yapay zekâ tarafından yazılan metinlerin kim tarafından yazıldığını tahmin etmeleri istenmiş.
Yapay zekâya aşina olan katılımcılar iki metin arasındaki farkı anlamada kısmen daha başarılı olsa da, yalnızca yarısı metinlerin yazarlarını doğru tahmin edebilmiş.
Bu sonuçlara bakarak araştırmacılar yapay zekânın aynı zamanda yaratıcılık gerektiren kısa hikâyelerde en az insanlar kadar iyi hikâyeler üretebildiğini savunuyor.
Bu durum, modeller daha da iyileştikçe, yapay zekâ lehine kayabilir.
Peki, yazma konusunu da bu gidişle yapay zekâya kaptırır mıyız? Ya da yapay zekâ gerçekten Savaş ve Barış, Sefiller, İnce Memed, Don Kişot veya David Copperfield gibi tarihte iz bırakacak eserler üretebilir mi?
Yapay zekâ, akıcı ve etkileyici eserler üretse dahi, bu eserler geçmiştekilerin bir taklidi mi olur ya da insanlık açısından ne anlam ifade eder? Bu konuda birçok soru sormak mümkün.
Bu arada yapay zekânın bazı yazarların ekmeğine şimdiden mani olduğu görülüyor. Jerry Falade’in polisiye romanı için imzaladığı 2 milyon dolarlık sözleşmesi, metnin yapay zekâ ile yazıldığı şüphesiyle iptal edilmiş!
Falade, bu gelişmenin ardından konuyla ilgili bu sene üç zenci yazarın sözleşmelerinin benzer iddialarla iptal edildiğini ve güzel bir ürün olduğunda bunun bir zenci tarafından yazılamayacağına dair bir kanı olduğunu belirtmiş.
Daha önce yazdığım gibi, yazılarımı kendim yazıyorum. Bu süreç hoşuma da gidiyor. Çünkü sürecin sonunda ortaya çıkan yazı aslında bir ürün değil, aynı zamanda düşünme sürecinin bizatihi kendisi.
İnsan yazarken düşüncelerini bir çerçeveye oturtuyor; bazen de saçmaladığını görüyor, çelişkilerini fark ediyor, aklına hiç gelmeyecek bir fikir geliyor.
Wall Street yapay zekâya 500 milyar dolar finansman sağlayacak
🤯 Dijital Kodamanlar
Nvidia, Apollo, Blackstone ve BlackRock gibi Wall Street’in kodamanlarıyla 500 milyar dolarlık bir finansman anlaşmasında uzlaştı.
Nvidia’nın müşterileri, yapay zekâ alanında yatırımlarda ve işlemci gücü harcamalarında cazip oranlarda finansal kaynaklara erişim sağlayacak.
Nvidia’nın OpenAI ile 250 milyar dolarlık bir ver merkezi projesi ile ilgili görüşmeler yaptığı biliniyor.
Apollo ve Blackstone, haziran ayında bir başka yarı iletken üreticisi Broadcom ile 35 milyar dolarlık benzer bir anlaşma yapmıştı. Bu anlaşmadaki finansmanla Broadcom, 2028 yılına kadar Anthropic için 20 GW kapasiteli bir yapay zekâ altyapısı kurmayı planlıyor.
Bitirirken…
Her sene olduğu gibi, bu sene de yaz döneminde sizlerle iki haftada bir buluşuyoruz. O nedenle 28 Ağustos’ta tekrar buluşmak dileğiyle…
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify






