Global İşler+ No.252 — 2026/28
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son iki haftada aramıza katılan 16 okurumuza hoş geldiniz diyorum! Böylece her hafta 11.005 okurumuzla buluşuyoruz.
Biliyorsunuz, her yıl tüm devletleri iklim değişikliği ile mücadele konusunda bir araya getiren COP toplantılarının 31’incisi bu sene Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek. Bu zirveler, çevre konularıyla ilgilenen herkesin bir araya geldiği büyük bir sirke dönüyor. Türkiye ilk kez iş dünyasının COP görüşmelerine aktif katkı vermesi için bir kanal kurdu. TOBB’un yönettiği bu kanalın politika danışmanlığını da ben yapıyorum. Dolayısıyla, bültenimizde Kasım’a kadar enerji dönüşümü ve iklim teknolojileriyle ilgili birçok içerik yer alacak. Bu hafta Boston Consulting Group’un “Enerji Dönüşümünün Yeni Dönemi” raporundan ilginç noktaları inceliyoruz.
Ondan önce, geçen hafta açıklanan Orta Vadeli Plan’da (OVP) ilk kez yer alan ekonomik güvenlik ve dayanıklılık konusunu mercek altına alacağız. Bülteni takip edenler bu konuda önceki içeriklerimizi de hatırlar.
En sondaki köşe yazımda ise çocukların sosyal medyaya erişimine ilişkin Kasım ayında yürürlüğe girecek düzenlemeleri küresel uygulamalar ışığında analiz ediyorum. Bu konunun neden göründüğü kadar basit olmadığını anlamak için okumanızı öneririm.
OVP’ye ekonomik güvenlik açısından bakalım
🖊 Global İşler Köşesi - 1
6 Eylül’de 2027-2029 dönemine ait Orta Vadeli Plan (OVP) kamuoyuyla paylaşıldı. Bu seneki OVP’de benim en fazla ilgimi çeken ilk defa ekonomik güvenlik ve dayanıklılık ile ilgili ayrı bir başlığın açılmasıydı. 2020’lerin başından itibaren bu konu birçok devletin ajandasında üst sıralara tırmandı. Buna neden olan faktörler ise şöyle sıralanabilir:
COVID-19 pandemisinde tedarik zincirlerinin kesilmesi ve pek çok ürünün bulunamaması, Batı ülkelerinin basit şeylerin üretimi için dahi Çin’e ne denli bağımlı olduğunu gösterdi.
ABD’nin dolar üzerinden işleyen küresel bankacılık sistemini yaptırımlar yoluyla bir silah olarak kullanması ve bu yolla Rusya, İran gibi hasımlarının ekonomilerine zarar vermesi diğer ülkelerde de endişeye yol açtı.
ABD’nin en gelişmiş yapay zekâ modellerinde kullanılacak çiplerin satışını (ve Anthropic örneğinde olduğu gibi bazen modellerin kendisini bile) hasım ülkelere kısıtlaması, teknolojik erişimin sınırlarını da ortaya koydu.
Ukrayna’daki savaş ve Hürmüz Boğazı’nın ablukasıyla derinleşen enerji krizi, bazı ülkelerde tek kaynağa bağımlılığın ne kadar yüksek seviyelere çıktığını ortaya koydu.
Bu krizler, küreselleşen ekonomik sistemde arz zincirlerinin her zaman mükemmel bir şekilde işleyemeyebileceğini birçok kez ortaya koydu. Arz zincilerindeki aksaklıklar sadece iktisadi anlamda değil, aynı zamanda siyasi anlamda da etkileri olan krizleri de beraberinde getirebiliyor.
Donald Trump’ın birinci döneminin ardından başkanlık seçimlerinde yaşadığı mağlubiyette ABD’nin COVID-19 pandemisinin başında maske dahi bulmakta zorlandığı kaotik ortam da etkili olmuştu.

Peki, Türkiye ne durumda? Geçen sene OECD tarafından yayımlanan rapora göre Türkiye, OECD ortalamasını yakalamayı başarmış. Bu analizi yaparken ülkelerin ticaretteki dışa olan bağımlılığı üç kategoride incelenmiş: i. arz veya talep bağımlılığı, ii. tedarikçi/ürün çeşitliliği, iii. ithal edilen ürünün iktisadi (veya diğer) önemi.
OECD’nin analizlerine bakıldığında Şili, Meksika, Kore gibi ülkeler daha riskli bir konumdayken, Avrupa ülkeleri ise ithalat çeşitlendirmesinde daha başarılı gözüküyor.
Hürmüz’ün Boğazı’nın abluka altına alınması ile ortaya çıkan enerji krizinde bir arz sıkıntısı ile karşılaşmadı. Burada uygulanan kaynak çeşitliliği stratejisi önemli bir rol oynadı.
Peki, hangi sektörler küresel arz zincirlerinde yaşanacak şoklara karşı daha kırılgan? Bu açıdan elektronik ekipmanlar, petrol ürünleri ve kömür sektörü, kimya sanayi ve metal sanayi kırılgan sektörler olarak öne çıkıyor.
İran Savaşı ile alüminyum, gübre ve enerji sektörlerinde yaşanan arz sıkıntıları ve COVID-19 döneminde yarı iletkenlerde yaşanan arz sıkıntısı nedeniyle otomotiv sektöründeki fiyat artışları da bu perspektiften düşünülebilir.
Peki, ekonomik dayanıklılık için her şeyi milli biçimde kendi sınırlarımız içinde mi üretmeliyiz? Bu sorunun cevabını ve OVP’deki ekonomik güvenlik ve dayanıklılık konusuna dair görüşlerimi bu hafta Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde tartıştım.
Davos’tan Münih’e: Faturayı kim ödeyecek?, 20 Şubat 2026.
Enerji dönüşümünü şekillendiren faktörler ve kısıtlar
📊 Haftanın Raporu
Boston Consulting Group’un hazırladığı rapor, enerji dönüşümünde öne çıkan 7 etmeni incelemiş.
Peki, enerji dönüşümü neden önemli? Önümüzdeki dönemde dijitalleşen toplumlar daha fazla elektriğe ihtiyaç duyacak. Kesintisiz ve sürdürülebilir enerji üretimi tek başına yeterli değil. Aynı zamanda enerji üretiminin neden olduğu karbon emisyonu ve çevre kirliliği gibi dışsallıkların da yönetilmesi gerekiyor.
Bu açıdan dijital dönüşüm süreçlerinin yeşil dönüşüm süreçleri ile paralel ilerlemesi ve bu süreçte ekonomik güvenlik ve dayanıklılık parametrelerini gözetmesi lazım.
Benim raporda ilgimi çeken bulgularsa şunlar oldu:
Çin, hızla büyüyen ve üreten ekonomisini besleyebilmek için enerji sektöründe yaptığı yatırımlarla devasa bir kurulu güç inşa etmiş. Çin'in hem kömürde hem de yenilenebilir enerjide kurulu gücü, kendini takip eden 9 ülkenin toplam kurulu gücünden daha yüksek.
Yenilenebilir enerjide yakıt maliyeti olmadığı için (güneş ve rüzgâr bedava!) toplam maliyet içinde sermaye maliyetinin payı arttı.
Eğer Çin gibi devasa cari fazla veren bir ülkede değil de gelişmekte olan bir ülkedeyseniz , yüksek risk primi ve dolayısıyla yüksek borçlanma maliyetleri bu alanlarda yüksek kapasiteli yatırımların önünde de bir engel olarak duruyor.
Dolayısıyla gelişmekte olan ülkelerde yeşil dönüşüm politikaları istenen ivmeyi yakalayamıyor.
Yenilenebilir enerji yatırımlarında, gelişmiş ülkelerdeki en büyük maliyet kalemi izinler; yani ÇED raporu, belediye ruhsatı gibi kalemler.
İzin süreçleri uzadıkça bu alandaki yatırımları da etkiliyor. Çin'de bu izinler Avrupa ve ABD'den 3 kat daha hızlı çıkıyor.
Çocuklara dönük sosyal medya yasaklarında şeytan ayrıntıda gizli
🖊 Global İşler Köşesi - 2
Son zamanlarda dünyadaki en popüler politikalardan biri, çocuklar için sosyal medya erişiminin kısıtlanması. Avustralya gibi demokratik ülkelerde de Çin gibi demokratik olmayan ülkelerde de belli bir yaşın altındaki çocukların sosyal medya erişimi ya tamamen durduruluyor ya da belli kurallara bağlanıyor.
Bu konuda Nisan 2026’da TBMM’de de bir düzenleme yasalaştı. Buna göre ülkemizde de 15 yaşın altındaki çocukların sosyal medyaya erişimine yasak getirildi.
Konu birçok ülkenin gündeminde. Ancak, ABD Kongresi henüz bir düzenleme yapmadığı için mesele mahkemeye taşındı. Çocukların sosyal medya bağımlılığıyla ilgili birçok dava ile karşı karşıya kalan Meta (Facebook ve Instagram) ise geçtiğimiz ay sonunda uzlaşmayı tercih etti.
Buna göre Meta 18 milyar dolarlık bir ödeme yapmayı kabul etti. Ayrıca Instagram ve Facebook kullanımını günde 2 saatle sınırlandırmayı, uyku saatlerinde erişimi tamamen durdurmayı ve okul saatlerinde erişim olsa bile ekrana mesaj gelmesini engellemeyi kabul etti. Kararda daha birçok detay da mevcut.
Dijital kodamanların aşırı güçlenmesini Türkiye’de “Dijital İsviçre” kavramıyla birlikte 5 sene önce gündeme taşımıştım. Sosyal medyanın çocuklara zarar verdiğine tartışmalar ise nispeten daha yeni. Her şey Jonathan Haidt’in Mart 2024’te yayımladığı “The Anxious Generation” kitabıyla başladı.
Meselenin hızla siyasallaşmasıyla çocukların sosyal medyaya erişiminin kısıtlanması hükümetlerin de gündemine girdi ve bu konudaki düzenlemeler küresel bir trend haline geldi.
Türkiye’de de bu konu Meta ile yeniden tartışılıyor. Arada bir havaalanı salonundaki televizyonlardan haberleri takip ediyorum. Son haftalarda ne zaman bu tarz haberlere denk gelsem, “sosyal medya devleri çocuklarımızı zehirliyor”, “sosyal medyaya bir yasak da ABD’den/Fransa’dan” gibi haberler görüyorum.
İşin aslı ülkemizdeki süreç henüz sona da ermedi. Çünkü Nisan ayında TBMM’de kabul edilen yasanın uygulama ayağının nasıl yapılacağı tartışılmaya devam ediyor.
Geçtiğimiz hafta ben de Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde dünyadaki kimlik tespitlerinin nasıl yapıldığını, dijital kodamalara dair algının nasıl dönüştüğünü ve nasıl bir kimlik tespiti siyasetinin izlenmesi gerektiğini ele aldım.
Eric Goldman, “The “Segregate-and-Suppress” Approach to Regulating Child Safety Online,” Stanford Technology Law Review, 2025.
Bitirirken…
Küresel ısınma nedeniyle yaz uzadığı için biz de 15 günlük bülten takvimimize bir süre daha devam edeceğiz. Bir sonraki sayı 25 Eylül'de.
15 Eylül'de G20 Young Entrepreneurs Alliance toplantıları için Viyana'da, 20-25 Eylül'de Birleşmiş Milletler toplantıları için New York'ta olacağım. Oralarda olursanız lütfen bir merhaba deyin!
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify








