Bölgesel hublar ve güvenlik: Dubai’nin sonu geldi mi? - 2026/10
Dubai, Siber Güvenlik, Kitap Okumak, AI Agents
Global İşler+ No.235 — 2026/10
Merhaba! Ben Ussal Şahbaz. Son bir haftada aramıza katılan 6 okurumuza hoş geldiniz diyorum! Böylece her hafta 10.925 okurumuzla buluşuyoruz.
Geçen sene yaptığım anket sonuçlarına göre, okurlarımızın sadece %20’si kadın. Eğer bu durum sizi de rahatsız ediyorsa, bu e-postayı Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle Global İşler+’taki konuları seveceğinizi düşündüğünüz bir kadına forward edin.
Bu hafta bültenimize İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı Epic Fury Operasyonu’ndan en fazla etkilenen yerlerden biri olan Dubai ile başlıyoruz. Bu kısımda “Füze saldırılarının altında kalan Dubai bu durumdan uzun vadede nasıl etkilenir?”, “Türkiye bölgesel merkez olabilir mi?” gibi sorulara cevap arıyoruz. Ardından siber güvenlik konusunun iktisadi boyutunu inceleyeceğiz. Sonrasında ekran süresi uzadıkça gerileyen kitap okuma alışkanlıkları var. Son olarak, 4x4 podcast bölümünde AI agentların nasıl kontrolden çıkabileceğini tartıştığımız bölüm var.
İyi okumalar!
Bölgesel hublar ve güvenlik: Dubai’nin sonu geldi mi?
🖊 Global İşler Köşesi
İkinci İran-İsrail Savaşı’nın magazin konusu Dubai. Medyada savaşın esas cepheleri olan İran ve İsrail’den veya İran’ın benzer şekilde vurduğu diğer Arap ülkelerinden çok Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) konuşuluyor. Özellikle de sosyal medyada Dubai’ye füzeler düşerken, “Fenomenler ne yapacak?” gibi sorular soruluyor!
Aslında haberlerde bombaların daha fazla hedef aldığı diğer şehirlerden çok Dubai’nin gösterilmesi, bu memleketin devrinin kolay kolay bitmeyeceğine de işaret ediyor.
Zira dünyadaki ilişki ağları BAE’de, özellikle de Dubai’de o kadar iç içe geçmiş ki herkesin ilgisi burada.
Dubai ise 1980’den sonra gelişti. Önce iç savaşta yıkılan Beyrut’un yerine Arap aleminin ticaret merkezi oldu. Ardından Güney Asya’daki iş dünyası büyük ölçüde 2 saat uçuş mesafesindeki Dubai’den yönetilmeye başlandı. Son yıllarda eski Sovyet coğrafyası da Dubai’yi keşfetti. Bu ülkelerin en zenginleri Dubai’de tam veya yarı zamanlı yaşıyor.
Peki, İran füzeleri Dubai’nin sonunu getirir mi? Bana göre eğer bir şehrin var olmasının ana sebepleri ortadan kalkmadıysa, o şehir her zaman küllerinden doğar. 18. yüzyılda Berberi korsanlar birçok kez Napoli, Barcelona gibi Akdeniz şehirlerini yağmalayıp halkını esir etti. Bu şehirler hâlâ ayakta. Korsanların hangi şehirlerden geldiklerini ise hatırlamıyoruz.
Öte yandan Türkiye’de İstanbul ne kadar yatırım yapsak da Dubai, Hong Kong, Singapur gibi bölgesel merkezlerle rekabete giremiyor veya onların arasına katılamıyor. Bunun bir kısmı elimizde olmayan nedenlere bağlı.
Ama bu hafta TBMM’ye sunulan kripto işlem vergisi gibi, finans dünyasının en hızlı gelişen alanı olan “tokenizasyon”u imkânsız hale getirecek işler de var. Bu tarz düzenlemeleri kimseye danışmadan yaparsanız, İstanbul bölgesel merkez olmaz.
Peki, bölgesel merkez (hub) olmak için neler yapmalı? Bu sorunun cevabını ve daha fazlasını bugün Ekonomi Gazetesi’ndeki köşemde tartıştım.
Devlet, sermaye, yapay zekâ: Yeni çağın kesişim noktası Şeyh Tahnun, 10 Ekim 2025.
İsrail’in İran’a saldırısı: İlişki ağları ve hiyerarşiler, 20 Haziran 2025.
Siber güvenlik ekonomisi
📥 Haftanın Dosyası
Dünya Bankası’nın yayımladığı Cybersecurity Economics for Emerging Markets başlıklı çalışma, siber güvenlik politikasının esasen teknik değil iktisadi bir mesele olduğunu anlatıyor. Tam da Siber Güvenlik Başkanlığı’nın teşkilatlanmasının tamamlandığı şu günlerde bültenimizde bu rapora dikkatinizi çekmek isterim.
Siber güvenlik konusu sadece zengin ülkelerin değil, aynı zamanda kalkınmakta olan ülkelerin de sorunu. Zira siber güvenlik tehdidinin en yüksek artış oranı yüksek gelirli ülkelerde.
Çünkü buralarda dijitalleşme zengin ülkelerin seviyesine geldi. Ancak güvenlik yatırımları buraları yakalayamadı. Örneğin, Kanada ve ABD gibi ülkelerde siber güvenlik ile mücadeleye ayrılan kişi başına bütçe 30 dolar seviyesinin üzerine çıkarken, Hindistan ve Meksika gibi daha çok siber güvenlik saldırılarına maruz kalan ülkelerde bu rakam 1 dolar civarında.
Bir de Rusya-Ukrayna Savaşı gibi jeopolitik krizlerde siber saldırılar savaşların önemli bir boyutu haline geldi.
Gelişmekte olan ülkelerde, zengin ülkelerin aksine, siber saldırıların çoğu seçimlere müdahale, siyasi gündemi etkilemek, devlete güveni sarsmak gibi siyasi saiklerle yapılıyor.

Ülkeleri siber saldırılara maruziyet ve tedbirler açısından mukayese edince, orta gelirli ülkeler en kötü durumda. Türkiye ise iyi çıkmış – birçok gelişmiş ülke ile aynı bölgedeyiz.

Tabii, bu analizler yapılırken siber saldırıların birçoğunun açıklanmadığını dikkatten kaçırmamak lazım. Bununla beraber yalancının mumu yatsıya kadar yanar diye de bir laf var:
ABD’de yapılan bir araştırma, işletmelerin karşı karşıya kaldıkları siber olayı derhal kamuya açıklamasının üç günlük dönemde hisse senedi değerlerinde ortalama %0,3’lük ve bir aylık dönemde ise %0,72’lik bir düşüşe yol açtığını gösteriyor. Buna karşılık, saldırıların açıklanmayıp daha sonra ortaya çıkması durumunda ise finansal kayıplar çok daha yükseliyor: üç günde %1,5 ve bir ayda %3,56 düşüş. (Amir, Levi ve Livne 2018).
Peki, siber güvenlik politikasının ekonomik izdüşümü nedir? Siber güvenlik politikası, tabiatı gereği piyasa dinamikleri içinde az önem verilen güvenlik tedbirlerinin güçlendirilmesini sağlar. Burada sorulması gereken soru ise neden piyasada sibergüvenlik tedbirleri yeterince alınmadığı:
Siz tedbir alsanız da, sızmaların çoğu kullandığınız yazılımdan ve donanımdan kaynaklanıyor. Bu durumda herkes topu birbirine atınca kimse tedbir almıyor.
Siber saldırıların birçoğu gizli kalıyor. Açığa çıksa bile zarara uğrayan kişiler (mesela kişisel verileri çalınan kişiler) tazminat alamıyor. Böyle olunca ilgili şirketin gördüğü zarar toplam zarardan az oluyor.
Siber güvenlik yatırımında herkes ucuza kaçıyor çünkü bu yatırımla doğrudan elde edebileceğiniz fayda yok. Kıymetini ancak saldırı olunca anlıyorsunuz. Bu da bir paradoks oluşturuyor.
Siber saldırı çeşitlerini tartışan bir makale: “The recent trends in cyber security: A review” (Kaur & Ramkumar, 2021).
Kitaplar sosyal medyaya karşı
📊 Haftanın Grafiği

Peyami Safa şöyle der: “Kitaplarla dostluk, her zaman insanı yüceltir ve insanı ilerletir.” Peki, son dönemde ne kadar okuyoruz? Yukarıdaki grafiğe göre ABD’de kitap okumada esas düşüş 2010’larda olmuş. 2023 itibarıyla günlük ortalama 15 dakika.
Ancak 2025 yılındaki kitap satışları 2019’a göre daha fazlaymış ve bağımız kitabevlerinin sayısında artış varmış.
Yani son zamanlarda insanlar sosyal medya ve kısa videolarda bir doygunluğa ulaşmış durumda. Yine de ekran başında geçirilen süre ABD’de 6 saatin üzerinde. Benzeri rakamlar Türkiye için de geçerli.
Gerçekten bir şey öğrenmek için kısa yazılar veya videolar yerine başından sonuna kadar bir kitabın rolü çok farklı. Ayrıca beyinsel bir haz da yaratıyor. Bu vesileyle geçen sene okuduğum kitapların listesini ve bu kitaplara dair izlenimlerimi sizlerle bir kez daha paylaşmak isterim:
2025 yılında okuduğum kitaplar, 28 Ocak 2026.
Bu AI agent kontrolden çıktı: Günde 300$ harcıyor!
🎙️ 4x4 Podcast
4 erkek teknoloji gündemini tartıştığımız Dört Dörtlük Muhabbet’in bu bölümünde “bilgisayarı kurup kendi kendine çalışan” AI agent dalgasını masaya yatırıyoruz:
Agent’lar neden bir anda patladı? (open source dalgası, kopyalar, düşük maliyetli alternatifler)
Bir agent’a telefon numarası, e-posta, cüzdan emanet ettiğinde neler mümkün
Yanlış kurulumla nasıl “hiç fark etmeden” para yakılır?
En kritik kural: Ne yapacağını söylemek yetmiyor — ne yapmayacağını da söylemek gerekiyor!
Her Cuma sabahı e-posta kutunuza gelen Global İşler+ bülteninde teknoloji, toplum, politika kesişiminde dünyada olup bitenlerin Türkiye’ye yansımalarını tartışıyorum. Esas işim olan Ussal Danışmanlık isimli danışmanlık şirketimde, irili ufaklı teknoloji şirketlerine kamu ile ilişkiler konusunda hizmet veriyorum.
🐦 Twitter: Türkçe: @ussal / İngilizce: @ussalEN
🔗 Linkedin: @ussal
📝 Medium: Ussal Şahbaz
🎧 Global İşler+ Podcast: Apple, Spotify
🎙️ 4x4 Podcast: Spotify



